Bugün ülkemize yönelik küresel tehdit merkezlerinin hedefi; Türk milletinin milli birlik ve beraberliğini bozmak, bu birliği sağlayan en önemli faktör olan Atatürk sevgisini ve Atatürkçü Düşünce sistemini yıkmaktır. Uygulanan teknikler açısından Türk insanının ortak hassasiyet gösterdiği ve duyarlı olduğu kutsal duygu ve düşüncelerin istismarı hedef alınmıştır. Psikolojik harekatta hedef seçilen her toplum kesimi için anlayacağı ve tepki göstereceği bir TEMA seçilir ve bütün çalışmalar çalışmalar bu tema etrafında birleştirilir. Kullanılan temalar muhteva olarak farklı olmakla birlikte bu değişik temalar seçilen toplum kesimlerini ayni hedeflerde birleştirmeli ve toplumun ayrı ayrı kesimlerinden istenen psikolojik tutum ve davranış değişikliklerinin ayni olması gerekmektedir. Ülkemize yönelik dış kaynaklı ve dış destekli Psikolojik Harp faaliyetlerinde kullanılan temalar genellikle şunlar olmaktadır;
- Batıl ve gayri milli yönetimden kurtulma çağrısı,
- Alkol, uyuşturucu madde, müstehçen yayınların teşviki,
- Rüşvet, yolsuzluk, ahlaksızlık, vurgunculuk,
- Türk dilinin zayıflığı ve yabancı kelimelerden temizleme ihtiyacı,
- Milliyetçilik çağdışıdır, günümüzün küresel dünyasında milliyetçiliğe yer yoktur,
- Hak, adalet, eşitlik ve özgürlük,
- Demokrasi ve barış yanlısı olma ,
- Emperyalizm, sömürü ve geri kalmışlık,
- Dünya ve bölge barışı ihtiyacı,
- Milli, dini , tarihi değerlerin çağdışı olduğu,
Yukarıda birkaçı verilen temalar küresel mimarların kontrolundaki yıkıcı ve bölücü örgütlerin mevcut imkan ve kabiliyetleri kullanılarak her türlü propaganda ve yayın vasıtaları ile hedef seçilen toplum kesimlerine yansıtılmaya çalışılmaktadır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan ve uygulama alanı her geçen gün artan INTERNET bu konuda çok etkili bir seviyeye ulaşmıştır. Bu propaganda araçlarını başlıca üç kategori altında toplayabiliriz. Bunlar;
1. YÜZYÜZE HABERLEŞME ARAÇLARI:
- Mitingler, toplantılar, seminer, sempozyum, panel, açık oturum ve konferanslar,
- Milli Eğitime bağlı okullar ile üniversitelerimizde verilen dersler,
- Grup çalışmaları ve ikili temaslar,
- Hertürlü sosyal aktiviteler (Sinema, tiyatro, konser, müsamere, gösteriler gibi)
Yüzyüze haberleşme araçları ile hitabedilen kitle çok az olmasına rağmen bu usul ile yapılan propagandanın hasmı etkileme oranı çok yüksektir. Çünkü hedef kitle kendilerine mesaj iletecek şahış ile doğrudan temas kurma imkanı bulmaktadır. Ayrıca soru sorarak konu hakkında daha çok bilgilenme imkanı bulabilmektedir. Bu gibi ikili temaslarda etkilenen topluluk üyeleri, bu defa kendileri birer propagandist gibi çalışarak hedef toplumun geri kalan kesimi üzerinde beyin yıkama görevini karşılıksız yapmaktadır.
2. GÖZE HİTABEDEN HABERLEŞME ARAÇLARI:
- Gazete ve Dergiler
- Duvar yazıları ve reklam panoları
- Kitap ve dokümanlar
- Bildiri, afiş, pankart, etiket, pullar
3. KULAĞA HİTABEDEN HABERLEŞME ARAÇLARI:
- Radyolar,
- Teyp ve ses alma cihazları, hoparlörler,
4. HEM GÖZE VE HEM DE KULAĞA HİTABEDEN HABERLEŞME ARAÇLARI:
- Televizyon
- Sinema ve Video filmleri
- Bilgisayar ve İnternet
- DVD, VCD, Disket, ve CD'ler.
- Cep Telefonları
Propagandanın hedef kitlelere ulaştırıldığı haberleşme araçları bu dört ana başlık altında toplanmıştır. Bunlar hedef toplum üzerinde teker teker teker kullanıldığı gibi bunlardan bir kaçı ile birlikte yoğun bir çalışmada yapılabilir. Hedef toplum üzerinde yeterince çalışma yapılmadan hedef kitlenin tutum değişikliği göstermesi beklenemez. Bilgisayar ve Internet ile birlikte küresel güçlerin hedef toplum üzerindeki çalışmaları kolaylaşmıştır. Bilgi toplumu durumundaki gelişmiş ülkelerin imkanlarını kullanan küresel güçler, bilgiyi elde edemeyip sadece kendisine verilen kadarını alıp kullanmak durumunda bulunan geri bıraktırılmış ülkelerdeki hedef kitleleri kolaylıkla elde edebilmektedirler. En kolay ve kitleler açısından hem göze ve hem kulağa hitabeden araçlar ile mukayese dahi edemeyeceğimiz "Yüzyüze yapılan haberleşmeler" daima en etkili araç olmaktadır. Bu bakımdan profesyonel haberleşmeciler iyi konuşna ve hitabet sanatına vakıf kişilerden seçilmektedir.
Tutum ve davranış değişikliği göstermesi istenen hedef toplum üzerinde gizli veya açıkça yürütüln psikolojik harekat ve propaganda faaliyetlerini destekleyen tema ve semboller direkt veya endirekt metotlarla harekat hedefi seçilen kitlelere ulaştırılır. Hedef toplumun özelliğine göre seçilen mesajların iletilmesinde en tesirli metot etkin kilit haberleşme elemanlarından istifade edilmesidir. Bu kilit haberleşme elemanları o toplumun içinde yaşarlar ve genellikle toplumun tamamını etkileyecek mevki ve konumda yer alırlar. Bütün kilit haberleşmeci elemanlar kaynağı gizli tutarak propaganda mesaj ve haberlerinin güvenirliğini arttrırıcı rol oynarlar. Bu özel görevleri dolayısıyla kilit haberleşmeciler hasım Psikolojik Harekat uygulayıcılarının öncelikli hedefi olurlar ve ancak bunlar elde edildikten sonra hedef toplum üzerrinde etkili çalışmalara başlanır. Psikolojik Harekat uygulamalarında kilit haberleşmeci olarak görev yapan kişileri şu şekilde sıralayabiliriz;
- Her müessese ve kuruluştaki üst yönetim kadroları,
- Üniversitelerdeki öğretim üyeleri ve idareciler,
- Gazete ve dergilerin meşhur köşe yazarları,
- Radyo ve televizyonların tanınmış yorumcuları,
- Üniversitelerdeki öğrenci liderleri ve temsilcileri,
- Sendika başkanları ve etkin Sivil Toplum Kuruluşu yöneticileri,
- Toplumun sözlerine itibar ettiği tanınmış lider ve yöneticiler,
- Tanınmış bilim adamları, siyasetçiler ve meşhur sanatkarlar...
Yukarıda açıklanan kilit haberleşmeci listesi genel bir değerlendirme yapabilmek için verilmiştir. Bunları çoğaltmak mümkündür. Bunlardan yararlanılarak psikolojik harekat uygulamalarının yapıldığı varsayılır. Fakat bütün psikolojik harekat faaliyetleri tam anlamıyla gizli olarak yürütüldüğünden hedef kitle üzerinde sürdürülen propaganda faaliyetlerini çok açık ve anlaşılır tarzda tahlil imkanımız ise hemen hemen yok gibidir. Pek çok ayrı devletin ayni hedef toplum üzerinde bir yandan psikolojik harekat ön çalışmalarını yaparken, bir yandan da ayni toplum üzerinde psikolojik harekatın fiilen uygulanması işlevini yürütmesi çok doğal ve yaygındır. Bu bakımdan tesbit çok zor olmaktadır. Tesbit edilemeyen bir faaliyete karşı tedbir almakta mümkün değildir. O halde yapılması gereken husus bu çok kompleks ve karmaşık faaliyeti yapan kuruluşları ortaya çıkartmak için benzer yapıda ve çapta organizasyonların kurulması ve hasım ülkelerin çalışmalarına benzer metotlarla çalışılması gerekmektedir. Bu da binlerce iyi yetişmiş uzman Psikolojik Harekat personelinin istihdamını ve yeterli bir bütçe desteğini zorunlu kılmaktadır. Eğer bu teşkilatlar kurulup toplum kesimlerimiz üzerinde yapılan psikolojik harekat çalışmalarını zamanında tesbit edemezsek muhtemel tehdidi önlememiz mümkün değildir. Çünkü üzerinde çalışılan toplumun ne zaman patlayacağını bilmemiz genellikle belli değildir. Bu husus ateşleme pimi başkalarının kontrolünde olan ve her an patlamaya hazır halde bulunan bir saatli bombanın üzerinde oturmakla eşdeğerdir. Eğer gerekli ön bilgileri alamıyorsak, her an meydana gelebilecek psikolojik harekat saldırılarına karşı sadece pasif savunma tedbirleri almakla yetinilir ki, bu da ancak harekat etkisini gösterip yıkım büyük ölçüde gerçekleştikden sonra yapılabilir. Ancak alınacak pasif savunma tedbirleri dahi mevcudu önleyemese bile gelecek saldırıları önleyeceğinden yararlı olarak değerlendirilmelidir. Bilindiği gibi her ülke ve doktrin; kendi inanç ve davranış biçimlerini düşman, tarafsız ve dost fertler ile toplumlara kabul ettirebilmek maksadıyla yoğun psikolojik harekat faaliyetleri planlayıp icra etmektedir. Burada kullanılan araçlar ve izlenen taktikler nedeni ile çoğu kez farkına dahi varamadığımız psikolojik etkileme ile önce tek tek fertleri ve sonunda bu fertlerden oluşan cemiyetleri ciddi ölçüde yönlendirmektedirler.. Sosyal hayatımız içinde mütalaa edilen bütün faaliyetlerde az veya çok psikolojik baskılar kendisini hissettirmektedir. Bu faaliyetler belli zamanlarda yoğunlaştırılarak toplumda sosyal patlamalara neden olmaktadır.. Aslında her toplumda meydana gelen sosyal çalkalanmaları bir tek sebebe bağlamak ve bu hadiselerde psikolojik harekatçıların parmağı olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmak doğru bir davranış değildir. Bu kolay mazeret bulma yoludur. Her zaman psikolojik tehdide açık olduğumuz bilinmeli ve buna karşı daha önce sıralanan karşı koyma tedbirleri bıkmadan usanmadan tatbik edilmeye çalışılmalıdır. Ancak ülkemizin bulunduğu coğrafi konum ve mevcut milli güç potansiyeli yüzünden küresel güçlerin doğrudan hedefi olduğu gerçeği hiç unutulmamalıdır. Ülkemizde milli çıkarı bulunan küresel güçlerin ve hasım ülkelerin kendi milli çıkarları lehinde kamuoyu oluşturma gayretleri aralıksız sürdürülmektedir. Bu faaliyetlerin sosyal olayları etkileme gücü daima dikkate alınmalı, en küçük bir toplumsal olayın bir anda çığ gibi büyüyerek üklemizi yangın yerine çevirebileceği unutulmamalıdır. Son günlerdeki Türk bayrağının yırtılması ve yere atılması olayının nasıl bir anda halkı galeyana getirdiği görülmüştür. Kanaatimce bu bir prova idi. Bununla toplumun tepkisi ölçülmüştür. Şimdi çok daha başka yollardan Türk toplumunu birbirine düşürerek çatıştıracak ve bu şekilde zayıflatıp güçsüzleştirecek hareket tarzlarının planlarının yapıldığını bilmeli, devletçe ve milletçe oyuna gelmemeli, şimdiden gerekli hazırlıkları yapmalıyız..
Özellikle yeni fikir ve araştırmaların üretim merkezleri olan eğitim ve öğretim kurumları; bilgilendirici ve yönlendirici özellikleri yanında disiplin içinde işleyen kurumsal yapıları yüzünden ülkemiz içinde ceryan eden sosyal hadiselerin nirengi noktalarından birini oluşturmaktadır. Bu yönüyle daima arayış ve kendini geliştirme gayreti içinde bulunan, idealist duygu ve düşüncelerle bezenmiş gençlik kesiminde, mevcut ve muhtemel problemlerin istismarı ile gerek propaganda ve gerekse diğer psikolojik faaliyetler daha da etkili olmaktadır. Birçok ideolojinin en sadık ve masraf istemeyen gönüllü uygulayıcıları olarak görülen gençlik kesimini önceki bölümlerde bahsolunan psikolojik harekat tehdidinden kurtarmak aklıselim sahibi yetişmiş her yurttaşın milli bir görevidir. Bu görevin ifası için en uygun hareket tarzı; konu hakkında bilgi sahibi olmak ve psikolojik baskı ve etkilerin arkasında yatan gerçek niyetleri zamanında ve doğru olarak teşhis etmektir. Pek çok ülke ve ideolojinin büyük paralar harcayarak, pek çok yetişmiş uzmanı seferber ederek yürüttüğü psikolojik hareket ve propaganda uygulamalarının tek amacı fertlerin duygu ve düşüncelerini etkileyerek zihinlerde tereddütler doğurmaktır. Çeşitli vasıtalar kullanılarak zihinlere yerleştirilen “ACABA” sözcüğü daha sonra yoğun çalışmalarla davranış değişikliklerine dönüşmekte ve neticede çeşitli ülke ve ideolojiler masrafsız taraftar, yani bedava savunucular kazanmaktadır. Ülke içindeki huzur ve güven ortamını tahrip ederek kargaşa ve kaos ortamı hazırlayan ülke ve ideolojilerin izledikleri yol ve kullandıkları yöntemler ile dikkatle seçerek hedef toplumlara sunduğu slogan ve temalar çoğu zaman kendi gizli hedef ve çıkarlarını yansıtmaz. Bunlar bize çok masum ve normal faaliyetler gibi görünürler. İşte tehlikeli olan durum burada meydana çıkmaktadır. Bu bakımdan son derece iyi, makul düşünceler ve temiz duygularla desteklenen bir çok tema ve davranış hakkında çok daha fazla uyanık ve dikkatli olmak, “acaba” sorularını daha sıkça sormak gerekmektedir. Aksi halde huzur ve güven içinde sürdürmeğe çalıştığımız günlük rutin yaşantımızın yerini bir anda kargaşa ve kaos ortamı alabilir. Sonunda bizi dehşete düşürüp istemediğimiz tutum ve davranışlar yapmamıza sebep olabilir. Zihinlerini etki altına alarak beyinleri yönlendirilen ve bu ülkenin muhtemel düşmanlarının maşası olarak hareket edip kullanılan insanlarımızın sonradan kandırıldıklarını anlamaları ve suçlu oldukları itiraf etmeleri artık bir işe yaramamaktadır. Mühim olan önceden bilgilenip alet olmamak ve oyuna gelmemektir. Bu ülkenin aydınları, okumuş nesilleri, idareci yönetici ve öğretici konumuna erişmiş yetişkinleri olarak tarihi bir görev ve vebal altında bulunduğumuzun bilinci içinde olmak zorundayız. Vatana, millete, devlete faydalı nesiller yetiştirilmek üzere bizlere emanet edilen saf ve temiz duygularla bezenmiş memleket evlatlarını psikolojik harekat tehdidinden ve bu tehdidin doğurabileceği yıkımlardan haberdar etmeliyiz.. Elimize verilen genç nesillere sadece bilimsel teori ve literatür bilgilerini vererek onları mesleklerinde ehil birer kişi olarak yetiştirmek yetmez. Onlara içinde yaşadıkları Türk toplumunun zengin kültürel değerlerini mutlaka kazandırmalıyız. Birlikte yaşadığı insanların duygu, düşünce ve kabiliyetleri ile atalarından intikal eden milli değerlerini sahiplenmelerini sağlamalıyız. Bu evlatlarımızın kitle iletişim araçlarından günde 24 saat beyinlerine pompalanan küresel değerlere karşı kendilerini savunmalarını sağlayacak milli kültür değerleri ile beyinlerini doldurmalıyız ki, küresel sloganlar dolu olan bu beyinlerde yerleşecek yer bulamasınlar ve kötü fikirler bu beyinlerde asla filizlenmesin. Bugün sokaklarımızda yıllardır sürdürülen yabancı hayranlığı ve İngilizce öğretme bahanesi ile unutturulması başarılan Türkçe yüzünden milli his ve duyguları yeterince tatmin edilemeyen evlatlarımız başıboş dolaşmaktadır. Bunların herbiri küresel psikolojik harekat uzmanlarının elinde kullanılacak birer silah olarak hazır beklemektedir. Bu şartlanmış ve kaybedilmiş beyinlerin geri kazanılması sanıldığı kadar kolay değildir. Çok büyük emek, gayret ve zamanı gerektirmektedir. Sonuç olarak; Küreselleşen dünyada, küresel mimarlar milli değerleri ve üniter devletleri bölüp parçalayarak insan topluluklarını çok küçük kümeler haline getirip kolaylıkla kontrol altında tutmayı hedef almışlardır. Kendi değerleri olmayan, aidiyet duygusunu kaybetmiş, çevresine duyarsız, sadece tüketime odaklanmış bir insan tipi yaratılmaya çalışılmaktadır. Psikolojjik Harekat teknikleri bu konuda kendilerine yardımcı olmaktadır. Yaygın internet ağı ve bilgi teknolojisi ise küresel güçlerin beyin yıkama işlevlerine yardımcı olarak onlara destek sağlamaktadır. Küresel güçlerin hedeflerine ulaşmada ve ele aldıkları hedef toplumların halklarının beyinlerini yıkamada çok usta olduklarını, yani başarılı olduklarını kabul etmeliyiz.. Bu bilinen gerçeğin ışığında ülkemiz güç merkezlerinin en nadide unsuru olan, dayanak noktamızı ve geleceğimizin teminatını teşkil eden gençliğimizi; yabancı fikir, ideoloji ve ülkelerin hedefi olmadan şuurlu, inançlı ve kişilik sahibi fertler haline getirmek, düşman propagandasına fikren ve ruhen karşı koyacak bir hazırlık derecesine eriştirmek biz düşünen beyinlere düşen en önemli ve kaçınılmaz bir tarihi görev olarak önümüzde durmaktadır..
Bulunduğu coğrafyanın önemi ve sahip olduğu potansiyel güç ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti her dönemde dışarıdan desteklenip yönlendirilen küresel tehdit odaklarının hedefi durumundadır. Ülkemiz üzerinde milli çıkarı bulunan devletler ile küresel güç odakları tarihin her döneminde emellerine ulaşabilmek için Türk halkı üzerinde oyunlar sahnelemekten ve kendi çıkarlarına toplumumuzu alet etmekten kaçınmamışlardır. 21 nci asrın gelişmiş iletişim dünyasında artık silahlı kuvvetleri kullanarak hasım devletlere bir şeyleri kabul ettirmek çok zordur. Irak'ı bir ay gibi kısa zamanda askeri gücü ile işgal eden ABD'nin geçen iki yıl boyunca içine düştüğü kaos ortamı bunun tipik bir misalidir. Aslında sıcak savaşların kullanılması metotu, hem zor ve hem de çok pahalıdır. Ayrıca başarı şansı da çok yüksek değildir. Bunun yerine İkinci Dünya Harbi sonrasında başlayan Soğuk Savaş döneminde başarıya uygulanan Psikolojik Harekat metotları ile ülkeler çok daha kolay saldırgan tarafın kontrol ve denetimine girebilmektedir. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı demokratik devlet yapıları, Psikolojik Harekat ve yaygın silahı Propaganda'nın kullanımı için çok müsait bir ortam hazırlamaktadır. Avrupa'nın sömürgeci devletlerinin çoğu hala ortaçağdan kalma kırallık ile yönetilirken daha dün aşiret yaşantısından kurtulmuş, asırlarca feodal bir sistemle yönetilmeye alışmış toplumlara demokrasi getirilmeye çalışılmasının ardında yatan gerçeklerden biri de, sözde demokrasi ortamının kendi çalışmalarına sağlayacağı kolaylıklardır. Çünkü demokratik yönetimlerde düşünce özgürlüğü maskesi altında her türlü kitle iletişim aracından yararlanılarak yapılacak ideolojik propaganda vasıtasıyla geniş halk kitleleri psikolojik baskı altına alınarak tutum ve davranışları kendi istekleri doğrultusunda kolaylıkla yönlendirilebilir. Psikolojik Harekat yöntemini ve tekniklerini kullanarak ülkemiz üzerindeki tarihi emellerini gerçekleştirmeye çalışan küresel çıkar gruplarının destek ve yönlendirmesi ile ülke içinde kazandıkları toplum kesimlerini kullanarak yürüttükleri faaliyetleri biz "İç Tehdit" olarak değerlendiriyoruz. Aslında bu tamamen dış destekli ve dış kaynaklı tehdit olup içerideki yerli işbirlikçileri kullanılarak asıl tehdit odakları kendilerini saklamasını bilmektedir. Yani dış tehdit odakları iç tehdit odaklarını taşeron olarak kullanmaktadır. 1960'lı yıllarda masum öğrenci hareketleri olarak başlayan ve giderek Aşırı Sağ, Aşırı sol, Bölücülük ve İrtica olmak üzere başlıca dört ana grupta toplanıp yıllarca hem birbirleriyle ve hem de devletle savaşan yıkıcı ve bölücü örgütler bugün şekil değiştirmiştir. Günümüzde en önemli güncel ve potansiyel tehdit olarak başlıca iki tehdit unsuru kalmıştır. Demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin rejimini değiştirmeyi hedef alan bu tehdit unsurlarından birincisi BÖLÜCÜLÜK diğeri ise siyasal dinci hareket yani İRTİCA'dır. Türk Milleti tarihte pek çok defa yıkılma tehlikesi ile karşılaşmış. Pek çok düşmanla mücadele etmiştir. Tarihin yadsınamaz bir gerçeği şudur. Tarihimizde hiçbir Türk devleti dışarıdan gelen baskı ve saldırılarla yıkılmamıştır. Maalesef düşmanlarımızın en büyükleri dışarıdan değil, içeriden çıkmıştır. Tarihteki bütün Türk devletlerinin ortak vasfı daima kendi kendisini yıkmak olarak belirmiştir. Bu karakterimiz düşmanlarımız tarafından çok iyi bilinmektedir. Ve bu zaafiyetimiz küresel güçler tarafından sıkça kullanılarak bizi kıyasıya birbirimize düşürmeyi her zaman başarmaktadırlar. İç ve dış düşmanla mücadelenin en güzel örneği Kurtuluş Savaşı döneminde verilmiştir. Bilindiği gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına asıl tehdit önce içeriden gelmiştir. Anadolunun pek çok yöresinde kandırılmış halk kitleleri Kuvay'ı Milliye'ye karşı isyan etmişler ve sonunda bu isyanlar askeri güç kullanılarak bastırılmak zorunda kalınmıştır. Ancak içerideki isyan tehdidi önlendikten ve milli birlik sağlandıktan sonra dışarıdan gelen Yunana karşı harekete geçilebilmiştir. Bugün içeride ve dışarıda milletimizin geleceğini karartmaya ve bizi birbirimize düşürmeye çalışan küresel güç odaklarının eski alışkanlıklarından vazgeçmeyecekleri ve Türk toplumunu birbirine düşman kamplar haline getirme faaliyetlerinden taviz vermeyecekleri açıkça görülmektedir. Saldırıları hiç bitmeyen küresel güç odaklarına karşı mücadele etmenin en etkin yolu geçmiş tecrübelerin ışığında aklımızı ve sağduyumuzu kullanmaktır. Bu maksatla günümüzün en etkili gücü olan bilgiye ulaşmamız, bilgiye egemen olmamız, bilgiyi değerlendirip yeni bilgilere ulaşmamız, yani kendimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekmektedir. Kendimizi Türk Milli Kültür değerleri ışığında çok iyi yetiştirip milli niteliklerle karakterimizi teçhiz etmeliyiz. Yani milli bilinçle güçlenmeliyiz.. Türk milletine düşman olan ve bunu her fırsatta gösteren düşmanlarımızın amaç ve saldırı yöntemlerini doğru tesbit etmeliyiz. Bu sürekli hale gelen düşman unsurlara karşı kendi mücadele yöntemlerimizi geliştirmeliyiz. Bilinçli ve bilgili kişiler olarak bilmeyenleri ve bu şekilde karşı tarafın piyonu olarak kullanılabilecek insanlarımızı bilgilendirmeli ve onlara oynanan oyun içindeki rollerini göstermeliyiz. Sonuç olarak; bizim için tek çıkar yol olan Atatürkçü Düşünce Sistemini ve bu düşüncenin özünü teşkil eden aklın ve bilimin egemenliğini ülkemizde hakim kılmalıyız. Bu kavramı benimsemeli ve bir yaşam metodu haline getirerek her alanda uygulamalıyız. İşte o zaman mutlak kurtuluşun yolunu bulabiliriz
|